Ramazan Karakale Kimdir ?

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi – İzmir Yüksek Öğretmen Okulu – KimyaFizik Bölümü mezunuyum.

Şu anda da kimya öğretmenliği ve yazarlıyapıyorum.  Bu mesleği isteyerek ve severek yapıyorum.

Hani denir ya bir kez daha dünyaya gelirsem -eğer seçme olanağım varsayine kimya öğretimini seçeceğim.

Daha Fazlası

 

 

facebook

Adınız
E-mail adresiniz
Konu
Mesaj
Güvenlik Kodu
Buradasınız: Anasayfa BİLİMİN ÖNCÜLERİ Abdus Salam(1926-1996, Fizik Nobel 1979)

Abdus Salam (1926-1996, Fizik Nobel 1979)

 altMüslüman Dünyanın İlk Nobelli Bilimcisi

alt"Demek İstanbul Üniversitesi’ndensin. Türkiye’nin ilk ve en büyük üniversitesi değil mi? Siz Türkler teorik fizikte çok iyisiniz, Prof. Gürsey (Feza Gürseyİngiltere' den okul arkadaşımdır. Şimdi Yale'de çalışıyor. Prof. Barut’un (Asım Barut)  ICTP’nin kurulmasına ve gelişmesine çok katkısı oldu. Hâlâ Amerika'dan buralara çok sıkça gelip, senin gibi ICTP’ye gelen gençlerin yetişmesi için çok özveride bulunuyor. Seni bize öneren Profesör Kortel’i (Fikret Kortel) de Heisenberg ile yaptığı çalışmalarından tanırım, Gürsey ile beraber İstanbul'da önemli yayınlar yaptılardı.”

 

Bu sözleri söyleyen Pakistanlı teorik fizikçi Abdus Salam, sözlerin muhatabı olan genç ise fizikçi Gediz Akdeniz. Abdus Salam, elektromanyetik kuvvet ile zayıf nükleer kuvvetin  elektrozayıf birleşik kuvetin görünümleri olduğunu keşfeden üç bilimciden biridir. Bu keşif dolaysıyla 1979 Nobel Ödülünü Abdus Salam, Sheldon Glashow ve Steven Weinberg paylaşmışlardır. Salam, hem Pakistan’ın hem Müslüman dünyanın bilimde Nobel Ödülü kazanan ilk kişisidir.

Halen Pakistan’da bir yere isminin verilip verilmediğini bilmiyorum; ama onun yaşam öyküsünü araştırdığım zaman İslam dünyasında bilim yapmanın ne kadar zor olduğunu düşündüm ve Feza Gürsey’in yaşadıklarıyla onun yaşadıkları arasındaki paralelliği gördüm. Bu noktalara makalenin sonunda değineceğim; ama önce ana çizgileriyle yaşam öyküsünü okuyalım.

Abdus Salam, 29 Ocak 1926’da, Pakistan’ın ve Hindistan’dan ayrılmadığı yıllarda, Müslüman bir ailenin oğlu olarak, Pencap bölgesinin küçük bir kasabası olan Jhang’da  doğdu. Ortaokul öğretmeni olan babası, gördüğü bir rüyada, doğacak çocuğunun erkek ve ilerde önemli bir insan olacağını hayal ederek onun adını, daha doğmadan önce Abdus Salam ( Barışın Hizmetkarıkoymuştu. Bu inanç içinde onun gerek beslenmesine ve gerekse eğitimine çok özen gösterdi. Nitekim Abdus Salam, iki yaşındayken Jhang'ın en sağlıklı ve en güzel çocuğu seçildi. Dört yaşında okuma ve yazmayı söken Salam, Kuran'ı bile ezberlemişti. İlk okula erken gitmedi; ama  okula dördüncü sınıftan  başladı. Aynı kasabanın lisesinde okudu. Kasaba lisesi ile olan bir anısı ilginç:

 

“Fen hocamız bize çekim kuvvetini tanıttı, bır mıknatısla magnetik kuvveti de öğrenmiştik, elektrik kuvveti de var dedi, ama onun bölgenin en gelişmiş şehri Lahor’a kadar geldiğini kasabamıza daha gelmediğini söyleyince üzülmüştük. Hoca birde nükleer kuvvet var dedi ve ekledi oda ancak Avrupa’da mevcut, bu kuvvet bize çok uzaktaydı fazla ilgimizi çekmedi.” 

Abdus Salam lise sonrası kazandığı zorlu bir sınav sonucunda Lahor Devlet Üniversitesi’nde matematik bölümüne girdi. Bu Jhang’da Hindular’la beraber yaşayan Müslüman halk için de ender  gözüken bir başarıydı. Bölgenin en modern ve uygar kenti olan Lahor, onun için farklı bir dünyaydı. O dünya ile uyumlu olduğu söylenemez. Üniversite eğitimi sırasında matematiğe gösterdiği ilgi yanında Urdu dilinde şiirler de yazan Abdus Salam, yerel bir dergide ilk matematik makalesini yayımladı(Urduca, Pakistan’ın ulusal dilidir).

Pakistan, 1947’de İngilz sömürgesi olan  Hindistan’dan kanlı bir mücadele sonunda ayrıldı, bağımsız bir devlet olarak kuruldu. Adı Pakistan İslam Cumhuriyeti oldu. Pakistan’ın kurucusu ve ilk devlet başkanı Muhammed Ali Cinnah (1876-1948) oldu. 1918’den beri Gandi Hinduların, Cinnah da Müslümanların önderi olarak sivrilmişlerdi. Genç Pakistan’ın Avrupa’da yetişmiş insanlara gereksimi vardı. Abdus Salam, bu programlar çerçevesinde açılan devlet bursu sınavını kazanır. İngiltere'ye gitmek için savaş esirlerini taşıyan buharlı bir gemiye binip Eylül 1946’da Bombay'dan yola çıkar. Ünlü Cambridge Üniversitesi'nde  genç Pakistan Cumhuriyeti için "yüksek devlet memuru" olabilmek için eğitim görecektir. 

altCambridge de geldiğinde ilk kez tanıştığı sınıfındaki İngiliz öğrencileri hakkında o günkü düşüncesi şöyleydi:

“İngiliz öğrencilerle aramdaki fark, onlar benden bir veya iki yaş daha gençtiler ve bir de onlar Newton’un ülkesindendiler.”

O yıllarda Cambridge, hâlâ fiziğin “kutsal şehirlerinden” biridir.  Zamanın en büyük  fizikçilerinden Paul M. Dirac (1902-1984, Fizik Nobel 1933) orada yaşamaktadır. Dirac, daha 1928’de özel görelilikle kuantum mekaniğini birleştirmiş, antimaddenin (pozitronun, anti-elektronun) varlığını teorik olarak kanıtlayarak Nobel fizik ödülü almış, elektrik ile magnetik kuvvetleri birleştiren Maxwell denklemlerini daha simetrik bir forma sokulması için,  gözlenemeyen ve sonraları doğada varlığından ümit kesilecek olan magnetik yüklü noktasal bir parçacık önermiştir. İkinci Dünya Savaşı (1939-1945), bilimsel çalışmalarda kesinti yaratmışsa da savaştan sonra İngiltere’de de bilimsal çalışmalar büyük bir ivme kazanmıştır. Burada İngiliz Devleti’nin bu gelişmeye olan katkısını da vurgulamak gerekir. İngiliz Devleti, İkinci Dünya Savaşında ortaya çıkan eksiklerinin bilimsel çalışmalara yeterli destek verilmediğinden kaynaklandığı düşüncesi ile bilimsel çalışmalara önem vermeye ve büyük paralar ayırmaya başlamıştı.

O günlerin fizikteki önemli çalışmalarından biri de  Kuvantum Elektrodinamiği Teorisidir (Quantum electrodynamics= QED). Bu teori, parçacıklar arası etkileşimler ve özellikle foton-elektron ilişkisini anlama çabalarından doğdu. Burada hesaplamalarda bazı sonsuzlar ortaya çıkmaktaydı (renormalizasyon problemi). 1947 yılında Richard Feynman, Julian Schwinger, Sin-Itiro Tomonaga ve Freeman Dyson bu bozukluları gidermenin yolunu buldular. Feynman, QED’I “fiziğin mücevheri” olarak nitelendirir. Teknik terimlerle QED, vakum ortamındaki kuantum dalgalanmalarını inceler. Benzer sonsuzluklar ya da bozukluklar, 1949 yılında Yukava’nın ileri sürdüğü, proton ile nötron arasındaki etkileşmeyi açıklayan pion modelinde de ortaya çıkıyordu.   Abdus Salam’ın o günlerde böylesine çok önemli gelişmelere sahne olan teorik fiziğin merkezlerinden biri olan Cambridge'in bu çekiciliğinden etkilenmemesi olanaksızdı. Teorik fizikçi olmaya karar verdi (1949). Hem öğrenciliğindeki başarıları  ile hem de teorik fiziğin güncel problemlerindeki (Yukava Modeldeki renormalizasyon problemi) çalışmaları ile kendini kısa bir sürede fizik dünyasına tanıttı.

alt

 

 

 

Soldan sağa:

Sheldon Glashow,

Abdus Salam ve

Steven Weinberg

 

 

 

 

Pakistan’ Dönüş ve Sıkıntılar

Doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra ve bursunun da sona ermesi ile 1951 Eylül’ünde ülkesi Pakistan’a döndü. Okumuş olduğu Lahor'daki devlet üniversitesi matematik bölümünde çalışmaya başladı; ama Lahor’da mutlu değildi. Üniversitede düzgün bir kütüphane yoktu, teorik fizikteki gelişmeleri tartışacağı kimse yoktu, bu koşullarda hızla gelişen teorik fiziği nasıl takip edebilirdi. Daha kötüsü okula faydası yok diye bir grup onu üniversite de istemiyordu, onu fakültenin futbol sorumlusu yapmışlardı.  Daha da kötüsü Ahmediye cemaatinden olduğundan, Ortodoks bir Müslüman olmadığından, Lahor'da da istenmiyordu artık, öldürülme fısıltıları kulağına kadar gelmiştir. Bu arada sıkıntısını hafifleten bir haber aldı. Wolfgang Pauli’nin Hindistan’ın Bombay'daki Tata Fizik Enstitüsü’ne konferans vermek için  geleceğini duydu, Bombay’a giderek Pauli ile görüştü. Pauli'i ona tekrar İngiltere’ye dönmesini önerdi. Bu arada Lahordaki hasımları boş durmadı. Bombay’a fakülteden gerekli izini almadan gittiği gerekçesiyle  hakkında soruşturma açıldı.[ Benzer durum bizim Feza Gürsey'in (1921-1992) başına da gelmişti. 1974 yılında ODTÜ rektörü Prof. Tarık Somer, ‘Türkiye’nin seviyesine ve ihtiyaçlarına uygun olmayan üst düzeyde araştırma yaparak zararlı örnek olmak ve sık sık ücretsiz izinli olarak bilim merkezlerinde çalışmak ve bu bilimsel alış-verişe öğrencilerini de katmak’gerekçeleriyle onu istifaya davet etti. Etmeyince izni kaldırıldı ve Gürsey “ikinci çocuğu ODTU’den ayrılarak Yale Üniversitesine gitmek durumunda kaldı. Orada bir çok uluslarası bilim ödülü kazandı.]

O günler için şunları söylerdi Abdus Salam:

"Ya bu şartlarda ülkemde kalacaktım ya da fizikçi olmak için ülkemi terk edecektim, ben ikincisini seçtim."

Bu kararı ile İngiltere’ye tekrar döndü, İngiltere’deki fizikçiler ona kucak açtılar. Cambridge’de çalışmalarına devam etti, Dirac'ın olmadığı zamanlarda Dirac'ın yerine derslere girdi. 1957 yılında Londra'daki Imperial College' de o yıl kurulan teorik fizik kürsüsüne teorik fizik profesörü olarak atandı. Bu durumda bile, çektiği güçlükleri unutmadı. Üçüncü dünya ülkeleri fizikçilerinin ülkelerini terk etmeden veya ülkelerinde politik nedenlerle zor durumda kalan fizikçilerin ICTP’ye konuk edilerek fizikteki gelişmeleri takip edebilmelerini sağlamak için bir fizik araştırma merkezi kurulmasını önerdi. Bu fikir büyük bir destek gördü.  ICTP İtalyan hükümetinin de katkıları ve Trieste Üniversitesi’nden Prof.  Paulo Budinich’in kişisel desteği ile 1964 yılında Trieste'de kuruldu ve Abdus Salam ilk kurucu başkan seçildi. Burada Türkiye ve öteki Ortadoğu ülkelerinden birçok fizikçi yararlandı.

O fizikte yeni ufuklar açan bir çok özgün fikrin öncüsü oldu. Fizikte Maxwell'den sonra ikinci bir devrim olarak kabul edilen; Doğada bize farklı kuvvetler olarak kendini bize gösteren elektromagnetik ve çekirdek kuvvetleri birleştiren bir modeli geliştirenlerden biri olduğu için kendisine 1979 Nobel fizik ödülü verildi. Özellikle Abdus Salam'ın önerdiği şekilde bu model bugünkü parçacıklar dünyasının “Standart  Modelinin” ilk temellerindendir.

Abdus Salam şöyle demektedir:

 "... Onaltı kuruluşun üyesi olan Mısır hariç, diğer İslâm ülkeleri içinde farklı bilimsel konulardaki uluslararası derneklerin beşinden daha fazlasına üye ülke bulunmaması hayret uyandırıcı bir durumdur. Topraklarımızda kurulmuş hiç bir uluslararası bilimsel araştırma merkezi yoktur. Nadiren uluslararası bilimsel toplantılar düzenlenmekte, ülkelerimizde yaşayan ve çalışan araştırmacıların pek azı yurt dışındaki bilimsel enstitülere ve toplantılara katılabilmekte, çünkü bu tür seyahatler lüks olarak düşünülmektedir. ... Ülkemde pek çok sene hocalık yaptıktan sonra, yirmibeş yıl önce bu izolasyon nedeniyle ülkemden ayrılmak zorunda kaldım. Zor bir seçimdi: Ya fizikte kalmak ya da Pakistan'da kalmak. Kalbimde derin bir acı ile Pakistan'dan ayrıldım. Ve bu, benim durumumdaki kimseler ıstırap verici bu seçimi yapmak zorunda kalmasınlar diye Trieste'de uluslararası bir fizik merkezinin kurulmasını teklif etmeye beni yöneltti. Bu merkez, bir tanesi UNESCO olmak üzere iki Birleşmiş Milletler kuruluşuna aittir. Merkezde her yıl yüz müslüman fizikçi ne yazikki islâm kaynaklarıyla değil, büyük ölçüde Birleşmiş Milletler, İtalya ve İsviçre kaynaklarıyla desteklenmektedir"(Abdus Salam, "The Renaissance of Sciences in Arab and Islamic Lands", Islamic Quar- lerly, cilt XXV, Sayı 3 ve 4, 1981)

Abdus Salam, bilgi üretenlerin karşısındaki duygularını açıkça dile getirmekten çekinmedi.

“... ne zaman bir hastahaneye girsem ve penîsilinden bu yana bugün hayat kurtaran hemen bütün etkili maddelerin Üçüncü Dünya veya islâm ülkelerinin hiç katkısı olmaksızın üretildiklerini görsem izzeti nefsim kırılırdı.”

Dünya politikasında bir bilim elçisi olarak da çalışırken yakalandığı bir hastalık nedeniyle Abdus Salam’ın dış dünya ile olan iletişimi gittikçe zayıfladı. O, Mart 1993 de  ICTP’de yapılan bir törenle meslektaşlarına, dostlarına ve öğrencilerine ölümünden çok önce veda etmişti.

Onun adı Uluslararası Teorik Fizik Merkezi ICTP’ye verildi; ama Pakistan’da bir sınıfa bile verildi mi bilinmiyor. Pakistan’ın nüfusunun 170 milyon olduğu tahmin ediliyor (2010 yılına göre). Bu ülke, çoğunluğu sünni islam olan bir ülke, % 97. Abdus Salam, yüzde 2 dolayında olan Ahmedi mezhebinden olduğu için Pakistan’daki “bilim” oligarşisi ondan uzak durmaya özen gösterdi.

Abdus Salam 1960’dan 1974’e kadar Pakistan hükümetine bilim danışmanlığı yapmıştır.

2004 yılı kayıtlarına göre Pakistan’da yetişkinlerin okuma yazma bileni oranı yüzde 46.6’dır. Ülkede 130 kadar (71 devlet, 59 özel) üniversite bulunmaktadır. (www.atominsan.netRK)

 

Kaynakça

(1) Gediz Akdeniz, http://www.gedizakdeniz.com/abdussalam.htm(15.04.2012)

(2) Melek DOSAY (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1253/14360.pdf) (15.04.2012)

 

Ramazan Karakale

Diğer Makaleler

Facebook

ZİYARETÇİ SAYACI

BugünBugün128
DünDün436
Bu HaftaBu Hafta1219
Bu AyBu Ay5929
ToplamToplam362011