Ramazan Karakale Kimdir ?

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi – İzmir Yüksek Öğretmen Okulu – KimyaFizik Bölümü mezunuyum.

Şu anda da kimya öğretmenliği ve yazarlıyapıyorum.  Bu mesleği isteyerek ve severek yapıyorum.

Hani denir ya bir kez daha dünyaya gelirsem -eğer seçme olanağım varsayine kimya öğretimini seçeceğim.

Daha Fazlası

 

 

facebook

Adınız
E-mail adresiniz
Konu
Mesaj
Güvenlik Kodu
Buradasınız: Anasayfa BİLİMİN ÖNCÜLERİ Richard Philip Feynman(1918 - 1988)

Richard Philip Feynman (1918 - 1988)

alt  Richard Philip Feynman (1918 - 1988)  “Yaratamadığım şeyi anlayamam”

  1.  Yaşam Öyküsü ve Bazı Keşifleri

  2.  Öğrencileri ve Arkadaşları Neler dedi?

  3.  Timothy Ferris, Feynman’ı Anlatıyor

  4.  Paul Davies, Feynman’ı Anlatıyor

  5.  Freeman Dyson, Feynman’ı Anlatıyor

  6.  Feynman Öyküleri: Anılar ve Görüşler

 

 

1. Yaşam Öyküsü

20.yüzyılın fizikçi filozofu. Fizikçilerin fizikçisi. Onun yazılarını okurken, çarpılırsınız. Kendi cehaletini anlatırken sizin de ne kadar cahil olduğunuzu hissettirir. Giriştiği bir çalışma için eski bir matematik kitabındaki bir nottan esinlenerek “Bir aptal bunu başarmış, bir başka aptal olan ben niye başaramayayım” der örneğin.alt Doğa yasalarının birer yaklaştırma, bilimin mutlak doğruları dile getirmediği, bilimsel çalışmada kesinsizlik ve belirsizliği onun berrak zihninden öğrendiğim zaman katılaşmış bazı görüşlerimden sıyrılabildim. O en yakın meslektaşlarının bile itiraf ettikleri gibi fizikçilerin fizikçisi; ama hiç kasıntı değil, kendi kendisiyle, otorite geçinenlerle gırgır geçen bir özgür kafa. Kanıtsız konuşanlara, kendini beğenmişlere azametli aptallar demekten çekinmiyor. Yaşamı, kendi anlatımıyla basit; ama dopdolu.

Richard Feynman,  11 Mayıs  1918'de Queens, New York'ta (Brooklyn’de) doğdu. Daha 15 yaşındayken diferansiyel hesabı öğrendi. 1936'daABD’nin saygın üniversitelerinden MIT'ye girdi ve fizik eğitimi aldı. 1939'da Princeton Üniversitesi’ne gitti ve  doktorasını 1942'de John Arhibald Wheleer (1911-2008) nezaretinde bu üniversiteden aldı. Doktora tezinde kuantum mekaniğine Heisenberg, Schrödinger ve Dirac’ın izlediği yollarla hiçbir yakınlığı olmayan tamamen yeni bir yaklaşımın çatısını kurdu, daha sonra da bu yöntemi elektron ve foton etkileşimleri teorisine (QED: Kuantum Elektrodinamiği) çarpıcı bir başarıyla uyguladı. 1965’te QED üzerindeki çalışmaları için Sin-Itero Tomanaga ve Julian Schwinger ile birlikte Nobel Fizik Ödülünü aldı. Sayısız ödüllerinin hepsiyle olduğu gibi özellikle 1972’de kazandığı, Oersted Öğretme Madalyası ile gururlanırdı.

1988 yılında kanserden öldü.

 

alt

1942'dedaha 24 yaşında iken  Los Alamos'taki Manhattan Projesi'nde önemli bir rol oynadı. Alman asıllı Amerikalı nükleer fizikçi Hans Bethe'nin (1906-2005, Fizik Nobel 1967) altında dört kişilik grubun lideri olarak çalıştı. Uranyumun patlaması için gerekli kritik kütleyi hesapladı. Canlı kişiliği ve şakalarıyla sıradışı; ama vazgeçilemez bir fizikçi olarak bu projede rol oynadı. Sonra kariyerinin kısa sürede Cornell Üniversitesi’nde tamamladı ve ardından ömrü boyunca  California Teknoloji Enstitüsü’nde (Caltech) ders verdi.

 

Sıvı helyumda süper akışkanlık olayını dikkate alan bir matematiksel kuram da yarattı. Ondan sonra Murray Gell-Man (Fizik Nobel 1969) ile beta bozunması gibi zayıf etkileşimler alanında çalıştı. Daha sonraki yıllarda, yüksek enerjili proton çarpışması yöntemlerinin parton modelini öne sürerek kuark kuramının gelişmesinde anahtar rol oynadı. Feynman, fiziksel hesaplamalara ilişkin yeni temel teknikler ve notasyonlar getirdi, aynı anda her yerde hazır ve nazır Feynman Diyagramları'nı geliştirdi. Bu diyagramlar parçacık etkileşimlerini gösteriyordu.

 

Bir gün kendisinin proje danışmanı John Wheeler’a (1911-2008) şöyle dedi: “Dalgalarla uğraşmaya ne gerek var? Zaten hepsi parçacık.” Feynman, doğru kuantum sonuçlarını, dalgayı sonsuz sayıda parçacık yerine koyarak elde edebileceğini keşfetti. Parçacık, yaratıldığı noktadan belirli bir uzaklıktaki noktaya giden mümkün olan tüm olası yolları kulllanırdı. Her yolun belirli bir genliği vardı ve bu genliklerin toplamı, parçacığın o noktada gerçekten görülebileceği olasılığı tahmin etmeyi sağlıyordu. Wheeler, bu fikirden çok etkilendi ve ikna etmek umuduyla Einstein’dan bir randevu alarak ona koştu. Bir kitabında anlattığı bu görüşmeye giderken “fikir beni heyecanlandırmıştı”diye yazdı: “ Einstein’ın evine gittim, üst kattaki çalışma odasında onunla oturdum ve yaklaşık yirmi dakika ona Feynman’ın fikrini anlattım. Sonun da , “Profesör Einstein” dedim “kuantum mekaniğine bu yeni bakış biçimi, size bu teoriyi kabul etmek için tamamıyla mantıklı bir yolmuş gibi gelmiyor mu?” Einstein daha önce söylemiş olduğu söze geri almadı. “Ben hala Tanrı’nın zar attığına inanmıyorum” dedi. Einstein bir zamanlar katır gibi inatçı olduğunu söylemişti.”(John Wheeler, Geons, Black Holes, and Quantum Foam: A Life in Physics (New York: Norton, 1998, p:168)

Gençliğine karşın, İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) sırasında Los Alamos’taki Manhattan Projesi'nde (atom bombası yapma projesi) önemli rol oynadı. Canlı kişiliği ve şakalarıyla sıradışı; ama vazgeçilemez bir fizikçi olarak bu projede rol oynadı. Sonra Cornell’de California Teknoloji Enstitüsünde ders verdi. 1963’te yazdığı üç ciltlik Fizik Dersi kitabı aradan  kırk yıl geçtiği halde hâlâ rağbet görüyor. Burada elektronlar ve protonlar tarafından taşınan elektrik kuvvetini ve nihai elektrik yükünü anlattığı pasaj:

 

“(Bütün) madde bu büyük kuvvetle birbirini çeken ve iten pozitif protonlar ile negatif elektronların bir bileşimidir. Ancak denge öylesine kusursuzdur ki, başkasının yanında durduğunuzda bu kuvveti hissetmezsiniz. Eğer birazcık bile dengesizlik olmuş olsa, bunu hemen anlarsınız. Başka biriyle aranızda bir kol kadar mesafe olsa ve herbirinizide elektronların sayısı, yüzde bir oranında protonların sayısını aşsa, itiş kuvveti inanılmaz boyuta varır. Ne kadar mı büyük? Empire State Binası’nın yerinden kaldırmaya yetecek kadar mı? Hayır! Everest Dağı’nı yerinden kaldırmaya yetecek kadar mı? Hayır! Bu itiş bütün yeryüzüne eşit bir “ağırlığı” kaldırmaya yeterdi!”

O, doğaya karşı sınırsız bir ilgi duyuyordu. Bu ilgisi yalnızca bilimsel başarılarını tetiklemekle kalmadı; onu Maya hiyerogliflerini çözmek gibi şaşırtıcı başarılara götürdü.

alt

Feynman, dikkate değer bir eğitimciydi. Öğretmeyi seviyordu. The Feynman Lectures on Physics (Feynman Fizik Dersleri, üç cilttir) 1963’te yayımlandı. Scientific American'da bir eleştirmen bu kitap için “zor ama besleyici ve çok lezzetli. 25 yıl sonra öğretmenler için klavuz ve yeni başlayan öğrenciler için en iyisi” diye yazmıştı. Yine fiziğin halk arasında yayılmasını amaçlayan Fizik Yasaları Üzerine ve Kuantum Elektrodinamiği: QED Maddenin Alışılmadık Kuramı adlı kitaplar yazdı. O, araştırmacılar ve öğrenciler için klasik başvuru ve el kitapları olan birtakım ileri yayınların da yazarıydı. Richard Feynman, yapıcı bir halk adamıydı. 1986'da Challenger Uzay Mekiği kazasını soruşturan komisyonundaki çalışması ilginçti: bir bardak buzlu suya bir plastik parçası atarak basit bir deneyle, kazanın bir conta hatasından kaynaklandığını kanıtladı. Bazı NASA yetkililerinin ve devlet görevlilerinin kazanın sebebini gizleme gayretlerini basın toplantısındaki bir atağıyla açığa vurdu. Mühendislerin ve bilim adamlarının hava koşullarının kötü olduğunu bildirmelerine rağmen mekiğin fırlatıldığını ve buzlanma sonucu sistemde hata oluştuğu gösterdi. Contayı buzlu su sürahisi içine yerleştirip kelepçe ile sıkıştırdıktan sonra  contanın kelepçe hareket ettiğinde geriye bükülemediğini gösterdi. Ünlü O-halkalarının soğuğa duyarlılığı açıklaması iyi bilinir. Daha az bilinen Feynman'ın 1960'larda ders kitaplarının sıradanlığını protesto ettiği California Devlet Müfredat Programı Komitesi'ndeki çabalarıydı. Yayınevlerinin kitaplarını komiteden geçirebilmek için kendine teklif ettiği yemek, otel ve hediye gibi rüşvetleri elinin tersiyle itti ve bunları açıklamaktan çekinmedi.

Feynman'ın her problemi formüle etmek için yeni ve daha iyi yollar bulmak veya kendi söylediği gibi etrafında dolanmaktaki sabrı herkesçe bilinir. “Yaratamadığım şeyi anlamayamam” dediğinde anlatmak istediği buydu.

Kariyerinin ilk döneminde elektrodinamik onu büyüledi ve kuantum elektrodinamiğine sezgisel bir bakış geliştirdi. Elektronun kendi alanıyla herhangi bir etkileşimde bulunmadığından o kadar emindi ki şunları söyledi: O başlangıçtı, bu fikir benim için o kadar açıktı ki ona adeta aşık oldum. Çağımızın önemli sezgicisi olarak adlandırıldı. Nobel Ödülünü kabul konuşmasında şunları söyledi: “Fizikçi gözüyle bile, ben, kabul edilen elektrodinamiğin kurallarının ve denklemlerinin nasıl elde edildiğinin bir gösterimine sahip değilim...Yunan geometrisindeki Öklid'in yaptığı gibi asla oturmadım ve eminim ki bunların tümünü tek bir aksiyon kümesinden elde edebilirsiniz.”

Feynman'ın binlerce bilimsel ve eğitsel başarısının sergilenmesi, insanın ruhunu yeterince yakalayamaz. Sadece teknik yayınlarının çoğunun herhangi bir okuyucusu olarak bile, Feynman'ın canlı ve çok yanlı kişiliğinin bütün yapıtında ışıldadığı bilinir. Fizikçi kimliğinin yanında, o çeşitli zamanlarda bir radyo tamircisi, şifre çözücü (bir kilit açıcı), sanatçı, dansçı, bongo çalıcısı ve hatta Maya hiyeroglifleri çözücüsüydü. Dünyası hakkında sürekli meraklı, örnek bir deneyimciydi.1950'lerde, Cal Tech'e gitti..

Parçacık fiziğine çok katkılar yaptı. Onun adıyla anılan diyagramlar, parçacık fiziğinin hemen her hesaplamasında yer alır. Fakat daha önemli bir katkısı, geçmişlerin toplamı kavramıdır.

 

“Geçmişlerin Toplamı”: Olasılık

Burada olasılık kavramı devreye girer. Olasılık kavramı, klasik fiziğin dokusuna işlemiş değildir; ama kuantum mekaniğinin kaçınılmaz bir öğesidir. Bir parayı yazı tura olarak atttığımızda olası sonuçların yarısı yazı, yarısı tura olur. Paranın farklı hareketlerinin birbirlerini desteklemesi ya da yok etmesi söz konusu değildir. Ancak kuantum mekaniğindeki olasılıklarda iş biraz farklıdır. Bir elektronun çift yarıktan dedektöre kadar izleyebileceği seçenek yollar ayrı, yalıtılmış geçmişler değildir. Olası geçmişler etkileşerek gözlenen sonucu üretir. Bazı yollar diğerlerini destekler; ama bazıları da diğerleri tarafından yok edilir. Çeşitli olası geçmişler arasındaki böyle kuantum girişimi, dedektör ekranındaki aydınlık ve karanlık şeritlerden oluşan desenin nedenidir. Bu yüzden kuantum olasılık ile klasik olasılık kavramı arasındaki fark, birincinin girişim sergilemesi, ikincinin ise girişim sergilememesidir.

Bunun için kuantum mekaniğindeki geçmiş ve gelecek kavramı, derin bir dönüşüme uğramıştır. Çift yarık deneyini anımsıyor musunuz? Klasik fizik elektronun ya sağdaki ya da soldaki yarıktan geçtiğini söyler. Ama geçmişe böyle bakmak bizi yanlıgıya götürür. Gözlenen girişim deseni, yalnızca yarıkların ikisinden birden geçen bir şeyin üst üste binmesiyle açıklanabilir. Yani bir fotonun ya da bir elektronun çift yarıktan geçerken aynı anda her iki  yolu da kullandığını bize bildirir. Klasik fizik, şimdiki zamanı, tek bir geçmişe bağlar. Oysa Feynman’a göre gözlenen şimdiki zaman, gördüğümüzle bağdaşacak bütün olası geçmişlerin bir alaşımı, özel bir çeşit ortalamasıdır. Garip; ama gerçek.

Stephen Hawking, Ceviz Kabuğundaki Evren'de (2001) onun buluşunu şöyle değerlendirir: “Feynman, İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda, kuantum mekaniği hakkında etkili yeni bir düşünce biçimi buldu.alt Her bir parçacığın belirli, tek bir tarihi (geçmişi) olması varsayımına karşı çıktı. Bunun yerine parçacıkların uzay-zamanda olası her yol boyunca bir konumdan diğerine ilerlediği önerisini getirdi. Feynman, her bir yörünge ile bir dalganın boyutu –genliği- ve biri de fazı-çukurda veya tepede bulunması-olmak üzere iki sayıyı ilişkilendirdi. A’dan B’ye giden bir parçacığın olasılığı, A ve B’den geçen olası her yolla ilgili dalgaların toplanmasıyla bulunuyordu.Yine de nesnelerin günlük dünyasında başlangıçları ile sonuçsal hedefleri arasında tek bir yol izliyormuş gibi görünür. Bu durum Feynman'ın birden fazla geçmiş (veya geçmişlerin toplamı) fikri ile uyum gösterir. Çünkü her bir yola sayılar atama kuralı, büyük nesneler için yolların katılımları birleştirildiğinde, biri dışında bütün yolların birbirini etkisizleştirilmesini garanti eder. Sonsuz yollardan sadece biri makroskopik nesnelerin hareketi gözönüne alındığı sürece, önemlidir ve bu yörünge de Newton’un klasik hareket kanunlarından ortaya çıkandır.”

 

Burada fikir, bir sistemin klasik kuantum dışı fizikte normal olarak varsayıldığı gibi uzay-zamanda tek bir geçmişe sahip olmadığıdır. İki yarık yerine üç yarık olsaydı, o zaman üç çeşit geçmişi hesaba katacaktık. Eğer parçacığın önüne herhangi bir delik engeli koymazsak o zaman, ekrana varmak için olası her yoldan gidebileceğini söyleyecektik.

Sistem, tek bir geçmişe değil, her olanaklı geçmişe sahiptir. Örneğin, belirli bir zamanda A noktasında olan bir parçacığı düşünün. Normal olarak parçacığın A’dan uzaklaşırken düz bir çizgi üzerinde hareket edeceği varsayılır. Ancak geçmişlerin toplamına göre, A’da başlayan herhangi bir yolda ilerleyebilir. Bu durum, bir kurutma kağıdına bir parça mürekkep damlattığınız zaman gerçekleşecek şeye benzer. Mürekkep parçacıkları kurutma kağıdında mümkün olan her yoldan yayılır. Kâğıdı keserek iki nokta arasındaki düz çizgiyi tıkasanız bile mürekkep köşeden döner.
Parçacığın her yoluna veya geçmişine ilişkin, yolun şekline dayanan bir sayısı olacaktır. Parçacığın A noktasından B noktasına gitmesi olasılığı parçacığı A’dan B’ye götüren tüm yollarla bağlantılı sayıların toplanmasıyla bulunur. Burada her bir geçmiş, içinde madde alanlarının bulunduğu, eğri bir uzay-zaman olacaktır.

 

altBurada bütün geçmişleri, hatta geçmişe yolculuk için yeterince bükülmüş uzay-zamanları da düşünmemiz gerekir. Bu fikri bir parçacığa uyguladığımızda, bu parçacığın ışıktan hızlı ilerlediği, hatta zamanda geriye doğru gittiği geçmişler de dahil edilmelidir. Özellikle de bu parçacığın uzay zamanda kapalı döngüler üzerinde (şekilde soldan sağa 3. yol gibi) dönüp durduğu geçmişler bulunacaktır. Başa dönen geçmişlere sahip parçacıklar, belirli bir detektör ile gözlenemez; ancak bu parçacıkların dolaylı etkileri, bir dizi deneyde ölçülmüştür. Bu etkilerden biri, kapalı döngülerde hareket eden elektronların neden olduğu, hidrojen atomundan kaynaklanan ışıktaki küçük kaymadır (Lamb kayması). Diğeri de paralel metal levhalar arasındaki küçük kuvvettir (Casimir etkisi).

Yolların çoğu için yolla ilişkin sayı yakındaki yolların sayılarını hemen hemen siler. Böylece onlar parçacığın A’dan B’ye gidişinin olasılığına çok az katkıda bulunurlar. Fakat düz yolların sayıları hemen hemen düz olan yolların sayılarıyla toplanır. Böylece olasılığa ana katkı düz veya hemen hemen düz olan yollardan gelecektir. Bu nedenle bir parçacığın bir köpük odasından geçerken yaptığı iz hemen hemen düz görünür. Fakat parçacığın yoluna üzerinde bir yarık bulunan bir duvar gibi bir şey koyarsanız, parçacık yolları yarığın ötesinde yayılabilir. Parçacığı yarıktan geçen düz çizginin uzağında bulma olasılığı yüksek olabilir.

Feynman’ın yaklaşımı, olasılık dalgasının, verilen bir gözlemin öncesinde yaşanmış olabilecek bütün olası geçmişleri somutlaştırdığını gösterir ve klasik fiziğin çöktüğü yerde başarılı olabilmek için kuantum mekaniğinin geçmiş kavramını genişlettiğini anlatır.

Gözlemler, geçmişleri bireysel olarak ayıramaz; olasıl geçmişlerin ortalamalarını yansıtır. Brian Greene’in Evrenin Dokusu’nda (2005)  vurguladağı gibi “Kuantum mekaniği katı bir biçimde verimlidir: Gördüğünüzü açıklar; ama açıklamayı görmenize izin vermez.”

 

2. Öğrencileri ve Arkadaşları Neler Dedi?

15 Şubat 1988'de kanserden öldü. Caltech'teki öğrencileri basit bir pankartla duygularını dile getirdiler: “Seni seviyoruz Dick.”

Bazı çalışma arkadaşlarından görüşler:

"Parlak, hayat dolu, hoş komşum Feynman, çok derin sorunların tartışmasında tahrik edici (bazen öfkelendirici) bir ortaktır. Fikirlerini ve aptalca şakalarını hesaplama yarışmalarında değiştirebiliyordu. Birbirimize kıvılcımlar saçıyorduk.  Fakat oldukça neşeliydi" Murray Gell-Mann

Feynman'ı okumak çok büyük zevk ve eğlencedir. Konuşmalarında olduğu gibi makalelerinde sanki okuyucu onu tahtada sonuçları çıkarırken seyrediyormuşçasına doğrudan iletişim kurardı."David Pines

 

"Bulmacaları ve oyunları sevdi. Aslında dünyayı bir çeşit oyun olarak gördü. Davranışının ilerlemesi, bazısı bilinen bazısı bilinmeyen belli kuralları izledi... Kuralların işlemediği yerler ve durumlar bulup, bunu yapan yeni kurallar koydu." David L. Goodstein

"Feynman teorisyenlerin teorisyeni değil, fizikçilerin fizikçisi ve hocaların hocasıydı." Valentine T.Telegdi

Bilinmeyenleri çözmek için duyduğu dayanılmaz istek, kışkırtıcı yaramazlığı, gösteriş ve ikiyüzlülüğe karşı sabırsızlığı,kendisini altetmeye çalışan herkesi altetmedeki hüneri bu karakterin belirgin çizgileridir."Albert R.Hibbs

 

Cornell'deki öğrencilerinden biri olan Laurie M.Rown oyunbaz, şovmen Feynman hakkında şunları söyledi: “Kaba yapısından dolayı ilk bakışta değerinden aşağı, doğuşutan gelen zekiliğinden, psikolojik kavramasından, sağduyusundan ve ünlü Feynman huyundan dolayı hep başarılıydı.. Ne olursa olsun, dedektif Feynman şaka yapabilirdi, fizik sevgisi hürmet derecesine ulaşmış biriydi.”

 

3. Timothy Ferris, Feynman’ı Anlatıyor

altBilim yazarı Timothy Ferris, Mektuplarıyla Feynman’ın  önsözünde  şöyle yazıyor:

“Feynman, hem birinci sınıf, hem de çok ünlü bir fizikçiydi. Bu ikisinin bira araya gelmesi elbette kaçınılmazdır. Her Nobel Ödülü alan fizikçi, kamuoyunda tanınan bir isim olmuştu; Marie Curie, Albert Einstein veya Werner Heisenberg buna örnek gösterilebilir. Bir de olmayanlar var; Paul Dirac, Wolfgang Pauli ve Subrahmanyan Chadrasekhar gibi. Aradaki farkı neyin belirlediği ise her zaman belli olmuyor. Peki ya Feynman neden bu kadar ünlüydü?

 

Spot ışıklarının kimi aydınlatacağını aslında konunun çok dışındaki koşullar belirler. Heisenberg’in “belirsizlik ilkesi”, kuantum mekaniğiyle hiç ilgisi olmayan ve tamamen felsefi ve psikolojik belirsizliklere ait bir dönem sonucunda ortaya çıkmıştır. Marie Curie’nin radyoaktiflik üzerine araştırmaları, bir kadının da bilimin en üst basamaklarına çıkabileceğini göstermiştir. 1919 yılındaki güneş tutulması sırasında, Güneş’in yanından geçen yıldız ışığının bükülmesini ölçen ve böylelikle de Einstein’ın görelilik kuramının doğru olduğunu ispatlayan İngiliz araştırma ekibi, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkımlarıyla bitap düşmüş halklara, barış ve akıl dolu bir geleceğin hâlâ var olduğunu göstermişti. Ancak böylesi olaylar, Manhattan Projesi’nde çalışmış olsa bile, birlikte araştırmalar yürüttüğü meslektaşları tarafından saygıyla karşılanan, ancak halk tarafından çok nadir anlaşılan çalışmalara imza atan Feynman’ın nasıl bu kadar ünlü olduğunu açıklayamıyor.

 

Kişiliğinin büyük bir etkisi vardı ve Feynman’ı eleştirenlerin bir kısmı onu, kendini önplana çıkarmak için çok coşkulu bir karakter çizmeye çalışmakla suçladı. Çok yakın bir arkadaşı, Feynman’ın “özellikle arkadaşlarından ve meslektaşlarından farklı olmak için olağanüstü çaba gösterdiği” yönündeki iddialara karşı çıkarken, ünlü fizikçinin kendini “mitlerle dolu bir bulutla kapladığını ve enerjisi ile vaktinin büyük bir kısmını, kendisiyle ilgili açıklamalar bulmaya harcadığını” ekledi (Bu arkadaşı Murray Gell-Mann, bk Büyük Fizikçiler, s:496) Feynman’ın, mavi yakalıların konuştuğu yapmacık olmayan bir Brooklyn aksanıyla konuştuğu, bongo davulu çaldığı, barlarda dans eden üstsüz kadınların resimlerini yaptığı ve kendini ayaktakımından biri olarak tanıttığı bir gerçekti. Ama böylesi davranışlar zaten çok sıradandı. Oscar Wilde’ın da dediği gibi, “Yaşamdaki ilk görev, bir duruş belirlemektir. Bir sonraki görevi ise henüz kimse bulamadı.” Feynman’ı duruşundan dolayı suçlayan akademisyenlerse, onun kitaplara, oyunlara ve en çok satan kitaplara konu olmasının nedenini açıklayamamıştır.

Kendisini çok az tanıyan, nadiren dinleme fırsatı bulmuş ve araştırmalarını çok yakından takip etmemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, bana göre Feynman’ın cazibesini anlamak için mesleği dışında yaptıklarına ve şartlara bakmak gerekir. Kilit nokta, bir bilim adamı olarak, bilimin ruhuna kattığı özgürlük, bütünlük ve heyecandır.

Bilim adamları özgürlüğün, mesleklerinin gerektirdiği bir unsur ve de hakları olan bir olgu olduğunu düşünür. Feynman da bu özgürlüğün tadını çıkarmakta ustaydı: “Ben tamamen hürüm ve beni etkileyecek başka hiçbir şey yoktur” diye yazar Feynman, 1986’da Challenger kazasını soruştururken evine yolladığı bir mektubunda. Bu komisyonda, anlık bulduğu bir deneyle, bir O-halkasını buz dolu bir bardak su içine atmış ve böylelikle, fırlatış sahasında o sabahki soğuk havanın, roketin katı ateşleyicilerini saran kauçuk muhafazaya çok tehlikeli bir biçimde zarar vermiş olabileceğini göstermiştir. Uzman ifadelerinin yanlış olduğunu ispatlayan bu deney, bilimsel deneyin ne kadar güçlü olduğunu gösteren 21. yüzyılın en muhteşem gösterilerinden biri olarak kabul edilir.

 

Feynman, öğrencilerini, hangi alan ilgilerini en çok çekiyorsa onda ilerlemeleri yönünde cesaretlendirir ve aileleri, ders notları veya bir iş bulma telaşının endişesini yaşamamalarını telkin ederdi. 15 yaşındaki oğlunun, mühendislik mi yoksa fen bilimleri mi okuması gerektiğine karar veremeyen eski bir dostuna yazdığı mektupta Feynman, “Oğlun, kendi mutluluğunun peşinden gitme özgürlüğüne sahip olsun” diye yazar. İleriki yıllarda NASA’da bilim adamı olarak görev yapacak olan bir öğrencisine de “Seni büyüleyen şeyi bulmak için çok çalış” öğüdünde bulunur. Fizik derslerini çok gelişigüzel şekilde öğrendiğinden yakınan bir kadına da yanıtı şöyledir: “Böylesi çok daha iyidir... seni en çok ilgilendiren alanı, en özgün ve kurallardan en uzak şekilde bulmaya uğraş.”

 

Bir çok önde gelen bilim adamı, fikirlerini savunmak için, kendi konumlarını “en yetkili kişi” (otorite) olarak görme tuzağına düşmüştür. (Einstein, “otoriteyi küçük görmemi cezalandırmak için kader başlıbaşına beni bir otorite ilan etmiş” diye şakacı bir yorumda bulunmuştu.) Feynman bu tuzağa düşmedi. Tanınan bir eğitimci ve fiziğin birçok alanında önemli bir otorite haline gelmiş olsa bile o, sahnedeki filozof olmak yerine amfide öğrencileriyle haşır neşir olmayı tercih etti. Şeffaflığı bilinmeyene, sorulara yanıtlara, arayışı ise duvarda asılı bir ödüle yeğledi. 19 yaşındaki bir öğrenciye “ Otoritelere aldırma, kendi aklını kullan” der. Önde gelen evrenbilimci Michael Turner’ın, evrendeki kara maddenin içerdiği parçacığa hangi “mantıkla” karar verdiğini merak eden Caltech’te bir öğrenciye “Neden onun mantığını merak ediyorsun? Kendi mantığını oluştursana!” diye azarlar.

Kolay yanıtları ve otoritelere sırtını dayamayı reddetmenin bedeli, belirsizliklere katlanmak ve cehaletini kabul etmektir. Bu durum Feynman’ı hiç rahatsız etmezdi: “Şüphe ve belirsizliklerle yaşayabilirim. Bence, yanlış olabilecek yanıtlarla yaşamaktansa, hiçbir şey bilmemek çok daha ilginçtir.” Bir keresinde bilimi,  “cahil uzmanların inandığı şey” olarak tanımlamıştır.

 

Kendinin “siyaset konusunda tam bir cahil” olduğunu öne sürse de Feynman, kendi kuşağında, bilimin, demokrasi ve insan haklarının geliştirilmesinde çok önemli bir rol oynadığını kavrayan (Carl Sagan bir diğer isim olacaktı) az sayıdaki bilim adamından biri oldu. 1963’te Seattle’da yaptığı bir konuşmada, bilim adamlarının, şüphe ve belirsizliklerle uğraşırken dünyayı özgürce keşfe çıkmalarının çok önemli olduğunu, hatta bunun bilimin de ötesinde yer aldığını söyledi ve şöyle devam etti:

Bilimde cahil olma anlayışının getirdiği tatminin büyük bir değer olduğunu ve böyle bir anlayış sayesinde ilerlemenin kaydedildiğini bilen bir bilim adamı olarak kendimi sorumlu hissediyorum. Bu ilerleme, özgür düşüncenin meyvesidir... Kendimi, bu özgürlüğün değerini savunmak, şüphenin korkulacak bir şey olmadığını öğretmek ve bu şüphenin de insanlık adına yeni olasılıklar getiren bir değer olarak memnuniyetle kabul edilmesi adına sorumlu hissediyorum. Eğer emin olmadığınızı biliyorsanız, durumu düzeltecek bir şansınız var demektir. Bu özgürlüğün, gelecek kuşaklar için de var olmasını istiyorum.”

Soğuk Savaş yıllarında, birçok akademisyen Marksizm’den çok etkilenmiş olsa da Feynman, çok net ifadelerle, çatışmanın aslında “sosyalizmle kapitalizm arasında değil, fikirler ile özgür fikirlerin bastırılması arasında yaşandığını” söyledi. Sovyet Nükleer Ortak Araştırma Enstitüsü’nün 1964’te düzenlediği bir konferansa katılmayı reddettiğini belirten mektubunda şöyle yazmıştı:

Bilimin özgürce görüşlerini bildirmesine, tarafsızlık ilkesine ve de bilim adamlarının diğer ülkeleri ziyaret etme arzusuna saygı göstermeyen yönetime sahip bir ülkedeki herhangi bir bilim konferansına katılmayı doğru bulmuyorum.”

Bu özgürlüğü kullanmak ve doğruluğu ortaya koymak adına Feynman, birinci sınıf bir bilim adamından bekleneni yapmış ve bilimin kendisini tam olarak anlamasalar da, heyecanını öğrencilerine bulaşıcı bir hastalık gibi aktarmıştır. Aslında hedef kitlesi birinci sınıflar olsa da, Caltech’teki o seviyede öğrencilerin çok ağır buldukları ünlü Feynman Fizik Dersleri (zaten bir süre sonra öğrenciler bu derslerden kaçmış, koltuklarını da akademisyenler almıştı), hâlâ popülerliklerini korur; bunu biraz da Feynman’ın konularından aldığı büyük keyif sağlamıştır. Bilimi halkın anlayacağı şekle sokmak isteyenler onu şiirlerle, sanatla veya felsefeyle süslerler. Feynman ise bilimi tamamen soymayı, doğal yaşamında gülümseyen vahşi bir hayvanın işlenmemiş varlığı gibi sunmayı tercih etti. Dünyayı keşfetmek adına bilimsel yaklaşıma sahip olmanın üstünlüğünü sonuna kadar savundu:

Deney ve gözlem, bir fikrin gerçek olup olmadığını gösteren tek ve en son yargıçtır. Aradığımız şey felsefe değil, gerçek şeylerin davranışlarıdır... Bilimi seviyorum, çünkü bir şeyleri kafanda tasaladığında, doğru olup olmadıklarını deneylerle kontrol edebiliyorsun; sonuç ya evettir ya da hayır. Yanıtı Doğa söyler ve sen de o noktadan ilerlemeye başlarsın. Diğer ilimlerde, doğruyu yanlıştan aynı kesinlikle ayıran bir yol yoktur.”

 

Feynman’ın derslerinde çok sert ve keskin bir tavır belirlemesinin nedeni (yazılı İngilizce’den söz etmiyorum), daha önceki fikirlerin cilalı ürünlerini sergilemektense sesli düşünmeyi tercih etmesidir. Bir keresinde, sınıfta ayaklarını sürüye sürüye geziniyor ve eğer doğru hatırlıyorsam Bose yoğunlaştırıcılarını anlatıyordu. Daireler çizerken, varmak istediği sonucu bulmuş gibi durdu; ama sonunda yenilgiyi kabul etti ve dedi ki “ Beş yılda bir bu konuyla ilgili ders veririm. Her seferinde de “bu dersi anlattığımda sonucu bulacağım” derim kendi kendime.” Ama bu sefer başarılı olamamıştı. Denemekten vazgeçmediğini düşününce aklıma Niels Bohr’un “Asla kendini, düşündüğünden daha netmiş gibi gösterme” şeklindeki sözleri ve Carl Friedrich von Weizsacker’in Bohr hakkında söylediği “Hayatımda ilk kez bir fizikçiyle tanışmıştım. Düşündükçe acı çekiyordu.”  şeklindeki yorumu gelir.

Feynman’ın bu derinliğinin yanında, kendini sürekli küçümseyen, çok kuvvetli bir espri anlayışı da vardı. Groucho Marx’ın “Beni üye olarak kabul edecek tüm kulüplere karşıyım” şeklindeki sözlerinin tam tersine Feynman, bir konferansa kendisini çağırarak standartlarını düşüren organizatörlere şöyle çıkışmıştı: “Feynman’ı hangi akla hizmet davet ediyorsun? O, çağırdığın diğer insanlar seviyesinde biri değil ve bildiğim kadarıyla hiçbir çalışması da yok. Şu davetli listesini yeniden düzenler ve yalnızca konuyla ilgili katılımcıları çağırmaya çalışırsan, belki katılmayı düşünebilirim.”

 

Yanlışlık yaptığında karşısındakileri şaşırtacak denli kendisiyle dalga geçerdi:

“Ben ahmaklık ettim ve sen de bana inanarak ahmaklık ettin. İkimiz de şanssızmışız.”

Bu mektuplarda da olduğu gibi birçok kez kendini “aptal” olarak nitelendirmişti.

 

Bazı çevreler, yaşayan en akıllı ve en yetenekli insanlardan biri olarak kendisini tembel, tutarsız ve aptal olarak göstermesinin adetten olduğunu düşünüyordu, ancak bunun altında yatan neden, Feynman’ın insani yönünü önplana çıkarması olabilirdi. Sanat veya bilimde ortaya çıkarılan dev eserlerin en önemli yanı, yaratıcılarının mükemmel olmaları değildir; aslında hepimiz gibi onları da sınırlayan bazı insani yönler taşımalarıdır. Örnek vermek gerekirse Isaac Newton, kendini şöyle anlatır:

“Ben, deniz kıyısında oynayan bir çocuğum... kendimi akışa bırakıyor, hep varolandan farklı, daha yumşak bir çakıl taşı veya daha sevimli bir midye kabuğu buluyorum. Bu arada gerçeklerle dolu dev okyanus da bütün keşfedilmemiş haliyle orada yatıveriyor.”

 

Kendi eksikliklerinin oldukça farkında olan Feynman, diğerlerinin eksikliklerine ise hayran olunacak bir hoşgörüyle yaklaşırdı. Bu mektuplardan öğrenilecek bir diğer nokta, Feynman’ın amatör bilim adamlarına ve “delilere”  yanıtlama gibi bir derdi üstlendiğidir. Üstelik bu yanıtlar çok da uzun oluyorlardı, çünkü fizikçi onların içtenliklerinden çok etkilenirdi. En öne çıkanlardan biri de Bernard Hanft’dan gelen mektuba verdiği karşılıktır. Hanft, bir rondela ile bir telin dönüşünün arsızca kendi adını verdiği “Hanft Gücü”ne bağlı olduğunu önesürmüş, Feynman da bunun üzerine zarfın içine bu iki cismi koymuştu. Birçok bilim adamı, böylesi bir mektubu rafa kaldırırken Feynman öyle yapmamıştı. Belki de Hanft’ın samimi ve kendi kendine geliştirdiği yaklaşımdan etkilenen Feynman deneyi yaptı ve rondelanın dönüşünün çok daha basit bir açıklaması olduğunu, eğlenceli ve iltifatlarla dolu bir mektupta belirtti. Sonunu da, “Bu eğlenceli olgulara dikkatimi çektiğiniz için yeniden teşekkür ediyorum” diyerek bitirdi.

 

Aşkın ve hayal kırıklıklarının da yer aldığı bu mektuplarda, bize, yazarının dünyanın en büyük düşünürlerinden biri olduğunu hatırlatacak kadar güçlü bir zeka pırıltısı bulunmaktadır. Bilimin keşfettiği devasa evrenin, İncildeki “Tanrı, insanların iyi ile kötü arasındaki savaşını izler” şeklindeki hikayelerin ne kadar dar eksenli olduklarını ortaya koyduğunu gören Feynman, “Sahne, böyle bir oyun için fazla büyük” diyerek konuyu sadece yedi sözcükle ifade etmiştir. 1976’da California Tech editörüne yolladığı ve acımasız bir tavra karşın mücadelesini bırakmayan ve Caltech’in ilk sözleşmeli kadın profesörü olmayı başaran bir meslektaşını savunduğu mektubun ortasında, bir anda konudan uzaklaşır ve der ki:

“Fizikte gerçek nadiren ortadadır. Kesinlik, ancak ilişkilere özgüdür. Üstelik belirsizliklerle kuşatılmamış bir şey, asla gerçek olamaz.”

 

Çok değerli felsefi eserlerin doldurduğu kütüphane raflarındaki kitapların hiçbirinde, insanın içine bu kadar işleyen; ama aslında tamamen rasgele söylenmiş şöyle bir söz daha yoktur: “Belirsizliklerle kuşatılmamış olan, gerçek olamaz.” Bu Feynman’ın dünya görüşünü oluşturan her şeyi toparlıyor; ne şüpheli bakış açısını kaybeden ne de arayışını terk eden bir araştırmacının, belirsizlik karmaşası içinde gerçeği arayışını. Tüm dünyanın Feynman’a alkış tutmasının nedeni bilim ruhudur ve bilim heyecanı sönmedikçe Feynman da hep hatırlanacaktır.

(Timothy Ferris’in Önsözü, Michelle Feynman, Mektuplarıyla Feynman, Çevirenler, Bilge Eser- Ender Nail, Güncel Yayıncılık, Şubat 2006)

 

4. Paul Davies, Feynman’ı Anlatıyor

altİngiliz fizikçi ve bilim yazarı Paul Davies, Feynman’ın Altı Kolay Parça’nın sunuşuna şöyle başlıyordu (1994). “Bilimin kişisel olmayan, yansız ve baştan sona nesnel bir girişim olduğuna dair yaygın bir yanlış anlama vardır. Oysa insanca etkinliklerin en çoğu göreneklerin, modaların ve kişiliklerin egemenliğindeydi, biliminse katı sınamalarla yöntem kurallarına uymaya zorunlu olduğu varsayılmıştır. Bilimin sonuçları onları üretenlerin sayılmaz. Bu, kuşkusuz, açıktan açığa anlamsızdır.”

Davies, sözlerini şöyle sürdürüyordu:

“Bilim, tıpkı görenek ve geçici heves konusu insanca davranışların hepsi gibi insan yönetimli bir etkinliktir. Bu durumda görenek pek de madde konusunun seçimiyle değil, dünya hakkında bilim adamı düşüncesi yoluyla edinilir. Her çağ, genellikle hem gündemi belirleyen hem de onu uygulamak için en iyi yöntemleri tanımlayan belli egemen kişiler tarafından işaretlenmiş yolları izleyerek bilimsel sorunlara kendi özel yaklaşımını uyarlar. Bilim adamları bazı bazı kamuoyunun dikkatini çekmeye yeterli öneme ulaştılar ve bir bilim adamı göze çarpma yeteneği ile ödüllendiği zaman bütün bilimsel topluluk için bir ikona olmaya başladı. Geçmiş yüzyıllarda Isaac Newton bir ikonaydı. Newton, beyefendi bilim adamını-iyi ilişkileri olan, yürekten inançlı, telaşsız ve çalışırken sistemli- kişilerdi. Onun bilim yapma tarzı iki yüz yıl süresince standart oluşturdu. Yirminci yüzyılın ilk yarısında, tanınmış bilim adamı ikonu olarak Newton’ın yerini Albert Einstein aldı. Alışılmadık, dağınık, dalgın, çalışırken tümüyle işine dalan ve bir Alman soyut düşünür örneği olarak Einstein, konuyu tanımlayan birçok kavramı sorgulayarak fiziğin yolunu değiştirdi.

Richard Feynman yirminci yüzyılın son yarısında fizikte –bu statüye ulaşan ilk Amerikalı olarak–ikonlaşmaya başladı. 1918’de New York’ta doğdu ve East Coast’ta okudu, bu yüzyılın ilk üç on yılında görelilik kuramı ve kuantum mekaniği ikiz devrimi ile dünya görüşümüzün kılığını değiştiren fiziğin Altın Çağı’na katılmak için çok geç kalmıştı. Şimdi Yeni Fizik dediğimiz görkemli yapının temellerini bu geniş genişlemeler oluşturdu. Feynman bu temellerle başladı ve Yeni Fizik’in zemin katının yapımına yardımcı oldu. Onun katkıları konunun hemen hemen her köşesine dokundu ve fizikçilerin fiziksel evren hakkındaki düşüncesi üzerinde derin ve sürekli etkileri oldu.

Feynman, mükemmel bir kuramsal fizikçiydi. Newton eşit ölçüde hem deneyci hem kuramcı olmuştu. Einstein, salt düşünceye inancını koymayı yeğleyerek, denemeyi basitçe tamamıyla hor görüyordu. Feynman, doğanın derin kuramsal bir kavranışını geliştirmeye girişti, ama denel sonuçların gerçek ve çoğu zaman eski kafalı dünyasına her zaman yakın kaldı. Challenger Uzay Mekiği felaketinin nedenini buzlu suya bir plastik parçası atarak açıklayan yaşlı Feynman’I izleyen herhangi bir kimse oradakinin hem bir şovmen, hem de çok becerikli bir düşünür olduğundan kuşkulanabilirdi.

Feynman Diyagramları

Feynman, başlangıçta, atomaltı parçacıklar kuramı, özel olarak kuantum elektrodinamiği (QED) olarak bilinen konu üzerine çalışmasıyla ünlendi. 1930’ların başlarında yeni kuantum mekaniğinin mimarları fotonların, elektronlar gibi elektriksel solarak yüklü parçacıklar tarafından yayılma ve soğurulmalarını betimlemek için matematiksel bir şema çıkarmaya çalıştılar. QED’nin bu ilk formüllendirilişi her ne kadar sınırlı bir başarı sağladıysa da kuram açıkça kusurluydu. Hesaplamalar, her durumda, iyi sorulmuş fiziksel sorulara tutarlı olmayan hatta sonsuz yanıtlar veriyordu. Bu, tutarlı bir QED  kuramı inşa etme sorunu genç Feynman’ın dikkatini çektiğinde 1940’ların sonlarıydı.

QED’i sağlam temeller üzerine oturtmak için kuramı yalnız kuantum mekaniği ilkeleriyle değil görelilik kuramınınkilerle de tutarlı kılmak gerekliydi. Bu iki kuram, QED’in doyurucu bir betimlemesini üretmek için birleşmiş ve uzlaşmış olması gereken, kendilerine özel, matematiksel karmaşık denklem sistemleri mekanizmalarını da yanlarında getirirler. Bunu yapmak, çok üst düzeyde matematiksel beceri gerektiren ve Feynman’ın çağdaşları tarafından yaklaşılmaya çalışılan çetin bir girişimdi. Ne var ki Feynman kendisine kökünden farklı-aslında öylesine kökten ki o, herhangi bir matematik aracı kullanmadan yanıtları hemen az çok yazabiliyordu-bir rota çizdi.

 

Olağanüstü yüreklilik isteyen bu sezgiye yardımcı olmak için, Feynman kendi adını verdiği basit bir diyagramlar sistemi buldu. Feynman diyagramları, elektronlar, protonlar ve öteki parçacıklar birbirleriyle etkileştikleri zaman nelerin olduğunu resimlemenin simgesel ama bulmaya ve anlamaya güçlü biçimde yararlı olan bir yoludur. Feynman diyagramları şimdilerde, hesaplamaya sıradan bir yardımdır; ama 1950’lerin başlarında kuramsal fizik yapmanın geleneksel tarzında devrimin başlama noktasını belirliyordu.

Kuantum elektrodinamiğinin (QED) tutarlı bir kuramını inşa etme özel problemi, her ne kadar fiziğin gelişmesinde bir dönüm noktası idiyse de henüz başlangıçtaydı. Bu, belirleyici bir Feynman tarzı, geniş bir dizi fizik bilimi konusundan önemli sonuçlar yığını üretmeye özel bir tarzı tanımlamaktı. Feynman tarzı, en iyi, bilgelik kabul etmek için derin saygıyla saygısızlığın bir karışımı olarak betimlenebilir.

 

Fizik tam bir bilimdir ve bilginin varolan ana kısmı, hala tamam değilken,basitçe omuz silkerek bir yana bırakılamaz. Feynman fiziğin kabul edilmiş ilkelerinin müthiş bir kavrayışını çok genç yaşta elde etti ve beylik sorunların hemen hemen tamamı üzerinde çalışmayı seçti. O, disiplinin dingin sularında, yalıtılmış durumda harıl harıl çalışıp adamakıllı yeniyi rastlantı sonucu bulan bir deha türü değildi. Onun özel yeteneği, temel konulara esasından yaklaşmaktı. Bu, varolan biçimciliklerden sakınma ve kendi son derece sezgisel yaklaşımını geliştirme anlamına gelir. Oysa kuramsal fizikçilerin çoğu, onları alışılmadık bir alana taşımak üzere bir klavuz ve koltuk değnekleri sağlamak için dikkatli matematiksel hesaplamalara güvenir. Feynman’ın tutumu neredeyse şovalyeceydi. Onun doğayı bir kitap gibi okuyabildiği ve bulduğunu bıktırıcı karmaşık çözümlemeler olmaksızın basitçe bildirdiği izlenimini edinirsiniz.

 

Aslında ilgilerini bu konuya yöneltirken Feynman katı biçimcilikler için tutarlı bir küçümseme sergiler. Aslında böyle çalışma gerektiren bir deha derinliği taşımak zordur. Kuramsal fizik, aşırı matematiksel karmaşıklıkla göz önüne getirmeye meydan okuyan soyut kavramları birleştiren en sert zihinsel egzersizlerden biridir. Fizikçilerin büyük çoğunluğu ancak zihinsel disiplinin en yüksek standartlarını uyarlayarak ilerleyebilir. Ama Feynman bu katı uygulama yasasını hiçe sayar ve Bilgi Ağacı’ndan olgun meyve toplar gibi yeni sonuçlar toplar.

 

Feynman, tarzının çoğunu insan kişiliğine borçludur. Hem profesyonel hem özel hayatında o, dünyayı ele almayı olağanüstü eğlenceli bir oyun gibi gördü. Fiziksel evren ona büyüleyici bir bulmacalar ve meydan okumalar dizisi armağan etmişti, o nedenle, bu onun toplumsal çevresine de yansıdı. Bir ömür boyu, akademik yapılanma ve otoriteye tıpkı zor matematik biçimciliğe yaptığı gibi nezaketsizce davrandı. Asla seve seve sıkıntıya katlanmadı, zorba ya da saçma bulduğu zaman, kuralları yıktı. El yazısıyla yazdıkları, eğlenceli, savaş sırasındaki atom bombası gizli servislerini mat eden Feynman, kasaları açan Feynman, aşırı yürekli davranarak kadınları silahsızlandıran Feynman öyküleri içerir. QED üzerine yaptığı çalışmalar için kazandığı Nobel Ödülüne alınır ya da bırakılır bir şey muamelesi yaptı.

Bu formaliteden hoşlanmayış yanında, Feynman tuhaf ve anlaşılmaz hareket etmeye bayılıyordu. Ölümüne yakın yapılmış bir belgesel filmde güzel işlenmiş olan, Orta Asya’da uzun zamandır kayıp Tuva ülkesini zihninden çıkarıp atamayışını çoğu kimse anımsayacaktır. Öteki merakları bongo çalmayı, resim yapmayı, sık sık striptiz klüplerinde görünmeyi ve Maya metinleri çözmeyi içerir.

Feynman onu başkalarından ayıran kişiliği daha çok kendisi edinmeye çalıştı. Kalemi kağıda dokundurmaya gönülsüz idiyse de söyleşiye hevesliydi ve fikirleri ve kaçışları konusunda öyküler anlatmaktan hoşlanırdı. Yıllar boyu biriken bu anekdotlar onun üstün özelliklerine eklenmeye ve onun yaşamı içinde herkesçe bilinen bir söylence olmasına yardım etti. Çekici tavrı onu öğrencilerinin çoğuna, özellikle de daha genç olanlara sevdirdi, çoğu onu putlaştırdı.

Feynman’ın genelde yaşama ve özelde onu böylesine mükemmel bir iletişimci yapan fiziğe yaklaşımı, asasız, şansına güvenir biçimdeydi. Normal ders vermek  hatta doktora öğrencilerine danışmanlık yapmak için zamanı azdı. Yine de uygun olduğu zaman zekayı kıvılcımlandıran her şeyi savaş düzenine sokan, sezginin derinliklerine işleyen ve araştırma işine saygısızlık etkisi bırakan mükemmel dersler verebildi.

1960’ların başlarında Feynman, Caltech’te birinci ve ikinci sınıf öğrencilerine tanıtım niteliğinde bir fizik dersi vermeye ikna edilmişti. O, bunu karakteristik şatafat ve taklit edilemez teklifsizlik eğilimi, lezzet ve sıradışı keyifle yaptı. Neyse ki bu eşsiz değerdeki dersler, gelecek kuşaklar için kitap halinde saklandı. Tarzı ve sunuluşu bakımından beylik öğretim metinlerinden çok farklıysa da Feynman Lectures on Physics (Fizik Dersleri (olağanüstü başarılıydı ve bütün dünyada bir öğrenciler kuşağını coşturup esindirdi. Bu ciltler, otuz yıl, parlaklık ve açıklıklarından hiçbir şey yitirmediler. Six Easy Pieces (Altı Kolay Parça),  Lectures on Physics’ten seçildi. Bu,  dönüm noktası yapıtın başlangıcında teknik olmayan bölümlerini alarak, genel okuyucuya, eğitimci Feynman adının lezzetini vermeyi amaçlıyor. Sonuç –hem bilim adamı olmayanlar için fizik üzerine hem de Feynman’ın kendisi hakkında başlangıç kitabı olarak hizmet gören– nefis bir kitaptır.

Feynman’ın dikkatli ustalığını açıklamak bakımından en etkileyici olan, en zayıf kavramlar yatırımı ve en az matematik ve teknik dille çok kapsamlı fiziksel fikirler geliştirebilen tarzıdır. O derin bir ilkenin özünü, rastgele ya da konuyla ilgisi olmayan ayrıntılarla anlaşılmaz duruma getirmeden ortaya koymak için tam doğru benzeşimi ya da gündelik örneği bulmanın püf noktasını bilir.

Bu kitabın içerdiği konuların seçimi, modern fiziğe karşılaştırmalı bir bakışı değil, Feynman yaklaşımını kenarından köşesinden biraz tattırmayı amaçladı. Onun kuvvet ve hareket gibi dünyevi konuları bile nasıl yeni kavrayışlarla açıklayabildiğini hemen keşfediyoruz. Anahtar kavramlar günlük ya da antik yaşamdan alınmış örneklerle açıklanıyor. Fizik okuyucuda hangi disiplinin temel olduğu kuşkusunu bırakmayacak şekilde devamlı diğer bilimlerle ilişkilendiriliyor.

Altı Kolay Parça’nın başlarında, bütün fiziğin yasa –düzenli bir evrenin akla yakın bir usavurma ile kavranılabilen varlığı– fikri içinde nasıl kök saldığını öğreniyoruz. Ne var ki fizik yasaları bizim dolaysız doğa gözlemlerimizde apaçık görünmüyorlar. Onlar incelediğimiz olaylarda anlaşılmaz biçimde şifrelenmiş, iyice gizlenmişlerdir. Fizikçilerin –dikkatle tasarlanmış denemeye dayanma ile matematiksel kavramlaştırma karışımı– gizli yöntemleri altta yatan gerçeği ortaya çıkarmak için gereklidir.

 

Belki de en iyi bilinen fizik yasası burada, Beşinci Kesimde tartışılan Newton’un kütle çekimin ters kare yasasıdır. Konu güneş sistemi ve Kepler’in gezegensel hareket yasaları bağlamında tanıtılmıştır. Ama kütle çekim evrenseldir, Feynman’ın anlatımını astronomi ve kozmolojiden örnekler vererek çeşnilendirmeye olanak sağlayarak, tüm göksel varlıklara, kozmoza uygulanır. Görünmeyen kuvvetlerle her nasılsa bir arada tutulan küresel bir kümenin bir resim üzerinde yorumunu o lirikleştirir: “Kişi burada işleyen kütle çekimini göremiyorsa ruhsuzdur.”

Öteki yasaların, madde parçacıklarının birbiriyle nasıl etkileştiklerini betimleyen, doğanın kütle çekimsel olmayan çeşitli kuvvetlerine değindiği bilinir. Bu kuvvetler vardır ama bir avuçtur ve Feynman belli atomaltı parçacıkların davranışını etkileyen zayıf bir çekirdeksel kuvvetin yoluna ilişkin yeni bir fizik yasası bulmak üzere tarihteki birkaç bilim adamından biri olma önemli üstünlüğünü elinde bulunduruyordu.

Yüksek enerji parçacık fiziği, olağanüstü büyük hızlandırıcı makineleri ve sonsuz gibi görünen yeni bulunmuş atomaltı parçacıklar listesiyle, savaş sonrasında bilimin tacındaki,aynı zamanda korkunç ve çekici değerli taştı. Feynman’ın araştırması çoğunlukla bu girişimin sonuçlarının anlamlı kılınmasına yönelikti. Atomaltı hayvanat bahçesine düzen getirmekte simetri ve korunum yasalarının rolü parçacık fizikçileri arasında büyük bir birleştirmeye konu oldu.

Rastlantısal olarak parçacık fizikçilerinin birliği simetrilerin birçoğu klasik fizikte zaten biliniyordu. Bunlar arasında en önemlisi zaman ve uzay türdeşliğinden doğan simetriydi. Zamanı alın. Büyük Patlamanın zamanın başlangıcını belirlediği kozmolojiden başka, fizikte zamanın bir anını bir sonrakinden farklandıran hiçbir şey yoktur. Fizikçiler, ölçümlerimizde zamanın sıfır noktası olarak gece yarısını ya da gün ortasını seçmenizin fiziksel olgunun betimlenmesi için fark oluşturmayacağı anlamında, dünyanın “zamanın akışı içinde değişmez” olduğunu söylerler. Fiziksel süreç mutlak bir zaman başlangıcına dayanmaz. Zaman akışındaki bu simetrinin ürettiği, dolaysız olarak fizik yasalarının en temel ve en yararlı olanlarından biri anlamına geliyor: Enerjinin korunumu yasası. Bu yasa, enerjiyi çevrede hareket ettirebilir ve biçimini değiştirebilirsiniz ama onu yok edemez ve yoktan var edemezsiniz diyor. Feynman bu yasayı, her zaman annesinden hınzırca sakladığı oyuncak küpleri Afacan Dennis’in eğlenceli öyküsüyle kristal saydamlığına getiriyor (Dördüncü Kesim).

 

Bu kitapta en çarpıcı ders kuantum fiziği hakkında bir açıklama olan sonuncudur. Kuantum mekaniğinin yirminci yüzyıl fiziğine egemen olduğunu ve varolan en başarılı bilimsel kuram olduğunu söylemek abartma olmaz. O, atomaltı parçacıkları, atomları ve çekirdekleri,  molekülleri ve kimyasal bağları, katıların yapılarını, üstüniletkenleri ve süper akışkanları, metallerin elektriksel ısıl iletkenliklerini ve yarı-iletkenleri, yıldızların yapısını ve daha başkalarını kavramak için vazgeçilmezdir. Lazerden mikroçipe uzanan pratik uygulamalara sahiptir. İlk bakışta-ve ikincisinde de- bir kuramdan tüm bunlar kesinlikle çılgınca görünür! Kuantum mekaniğinin kurucularından biri, Niels Bohr, bir defasında, bu kuramdan şaşkınlığa uğramayan herhangi bir kimsenin onu anlamamış olduğunu vurgulamıştı.

 

Problem, kuantum fikirlerinin sağduyu diyebileceğimiz şeyi tam kalbinden vurmasıdır. Özellikle de her zaman tamam bir fiziksel özellikler takımıyla elektronlar ve atomlar gibi fiziksel nesnelerin bağımsız bir yapının keyfini sürdükleri fikri sorgulanmaktadır. Örneğin bir elektron uzayda kesin bir konuma ve aynı anda iyice tanımlanmış bir hıza sahip olamaz. Bir elektronun nerede yerleştiğine bakacak olursanız, bir yer bulursunuz ve hızını ölçerseniz tanımlanmış bir yanıt elde edersiniz; ama her iki gözlemi aynı anda yapamazsınız. Ne de tam bir gözlemler takımının yokluğunda bir elektronun konumu ve hızı için hala tanımı bilinmeyen değerler vermenin bir anlamı vardır. (Bir gözlemler takımının yokluğunda elektronun konumu ve hızı için tanımı bilinmeyen değerler vermenin bir anlamı yoktur)

 

Atomik parçacıkların birçok niteliğindeki bu belirlenemezlik Heisenberg’in çok yüceltilmiş belirsizlik ilkesi ile özetlenmiştir. Bu, konum ve hız gibi eşzamanlı olarak bilinebilen özelliklerde sert sınırlar koyar. Kesin bir konum değeri hızın olası değerler dizisini bulanıklaştırır ve tersi olur. Elektronlar, fotonlar ve öteki parçacıkların hareketlerinde kuantum bulanıklığı ortaya çıkar. Belli deneyler, bir hedefe yönelik yörüngeleri izleyen mermiler modasından sonra, onların mekan içinde aldıkları belirli yolları ortaya koyabiliyor;ama başka denel düzenlemeler, karakteristik kırınım ve girişim desenleri göstererek bu varlıkların dalgalar gibi davranabileceğini ortaya çıkarıyor.

 

Feynman’ın “çarpıcı” dalga-parçacık ikiliğini en katı biçimiyle didikleyen ünlü “çift yarık” deneyini mükemmel çözümlemesi bilimsel açıklama tarihinde bir klasik oluşturmuştur. Feynman, çok basit birkaç fikirle, okuyucuyu kuantum gizinin en önemli noktasına götürüyor ve bizi, ortaya çıkardığı gerçeğin mantığa aykırı gelen doğasıyla gözleri kamaşmış durumda bırakıyor.

 

1930’ların başlarında kuantum mekaniği el kitapları yapıldıysa da, genç bir adam olarak, Feynman’ın, kuramı kendisi için tamamıyla yeni bir tarzda yeniden biçimlendirmeyi yeğlemesi onun için tipiktir. Feynman yöntemi bize, doğanın işlemekte olan kuantum hilesinin canlı bir resmini sağlama erdemine sahip. Fikir bir parçacığın uzay içindeki yolunun kuantum mekaniğinde genelde tam belirli olmadığıdır. Yalnız sağduyunun akla getirdiği gibi A ve B arasındaki doğru üzerinde yolculuk etmeyip, diyelim ki, kıpır kıpır değişen bir rota tutturarak özgürce hareket eden bir elektron tasarlayabiliriz. Feynman bizi olanaklı bütün rotaları dikkatle inceleyen herhangi bir elektron tasarlamaya ve hangi yolun izlendiği hakkında bir gözlemin bulunmaması durumunda bu yol seçeneklerinden herhangi birinin gerçeğe katkıda bulunacağını varsaymaya davet ediyor. Öyleyse elektron uzayda bir noktaya-diyelim ki hedef perdeye- ulaştığı zaman bu tek olayı yaratmak için birçok farklı tarih birlikte tamamlanmış olabilir.

Feynman’ın yol integrali ya da geçmişlerin toplamı denilen kuantum mekaniğine yaklaşımı bu olağanüstü kavramın matematiksel işlemi olarak alınır. Bu, yıllarca ilgi çeken bir konu olmadı; ama fizikçiler kuantum mekaniğini- onu kütleçekime ve hatta kozmolojiye uygulayarak-sınırlarına iteledikleri zaman Feynman yaklaşımı,bir kuantum evreni betimlemek için en iyi hesaplama aracı sunar duruma dönüştü. Tarih, kuantum mekaniğinin iz integrali biçiminde kesin ifade edilişinin, onun fiziğe çarpıcı birçok katkısı arasında en anlamlısı olduğuna karar verebilir.

 

Bu kitapta tartışılan fikirlerin birçoğu derinden felsefidir. Ama, Feynman felsefi bir kuşkuculuk içindeydi. Bir defasında onu, matematiğin doğası ve fizik yasaları ve matematiksel yasaların soyut olup olmadığı konusundan zevk alan bağımsız platonik bir varlık olarak yakalama fırsatım oldu. Bunun neden o kadar ciddi gibi göründüğünün ateşli ve ustaca bir betimlemesini verdi; ama ben özel felsefi bir konum alması için bastırınca hemen vazgeçti. Onu indirmecilik konusu dışına çekmeye kalkıştığım zaman tedbirli görünüyordu. Sonradan farkederek inandım ki Feynman, her şeye karşın, felsefi problemlerin aşağılayıcısı değildi. Ama, tıpkı matematiksel fiziği sistematik matematiksiz çok iyi yapabildiği gibi sistematik felsefe olmadan bazı, çok güzel felsefi sezgiler üretiyordu. Sevmeyip kabul etmediği biçimcilikti, içerik değil.

 

Dünyanın başka bir Richard Feynman görmesi pek olası değildir. O, tam anlamıyla o zamanın adamıydı. Feynman tarzı bir devrimi sağlamlaştırma ve sonuçlarının uzaklara varan açıklamasına girişme sürecindeki bir konuyu iyi etkiledi.Savaş sonrası fizik, temelleri içinde güvende;kuramsal yapıları olgun,sömürü girişimi için ardına kadar açıktı. Feynman harika bir soyut kavramlar ülkesine girdi ve onların çoğu üzerine kişisel düşünüşünün damgasını vurdu. Bu kitap olağanüstü bir insan zekasına eşsiz bir gözatış sağlıyor.”

(Paul Davies, Feynman’ın Altı Kolay Parça’sına Önsüz, 1994, s: 9-18)

 

5.     Freeman Dyson, Feynman’ı Anlatıyor

altİngiliz fizikçi Dyson 1947’de ABD’de  Cornell Üniversitesine vardı. Cambridge’deki hocalarından G. I. Taylor, Hans Bethe’ye (Nobel Fizik 1967) yazdığı tavsiye mektubunda kanaatince İngiltere’nin “en iyi matematikçisi” olan Dyson’u  tavsiye ediyordu.   Hans Bethe ile ilgili ilk izlenimleri şöyle: “.. tuhaf bir şahış, çok iri ve hantal, olağanüstü çamurlu eski ayakkabılar giyiyor. Çok dost canlasıymış gibi bir izlenim veriyor ama daha çok bir professor karikatürü; her neyse, Los Alamos’ta ikinci adam konumunda olduğuna gore, birinci sınıf bir örgütçü de olmalı.”

Dyson aradan bir ay geçince Bethe’nin ayakkabılarından ve acayip davranışlarından çok daha fazlasını görmeye başladı. Ailesine “Bethe’nin kusursuz cömertliği ve bencillikten uzaklığı karşısında hayretler içinde kaldığı”nı yazdı. Cornell fizik bölümündeki başkalarından da etkilendi; bunların başında ise kısa sürede yakın dost olduğu Feynman geliyordu. Dyson, kuantum elektrodinamiğini (QED) geliştiren dört büyük fizikçiden biridir (ötekiler: Feynman, Schwinger ve Tomonaga).

 

Feynman ve Shakespeare

Feynman ve Shakespeare’in ne ilgisi var diyebilirsiniz. Bu ilişkiyi İngiliz fizikçi Freeman Dyson kuruyor. Dyson, 1947 sonlarında Amerika’ya-Cornell’e vardıktan kısa süre sonra Feynman’la yakın dost oluyorlar. Onunla gezilerde oteller dolu olduğu için kerhanede geçirilen bir geceye, aşırı süratten verilen cezayı yagıcı kafaya alarak elli dolardan on dolara düşürmesine tanıklığını yaptı bunların  yanında onun teorisinin matematiksel ve fiziksel anlamını yoklama olanağı buldu. Feynman, denklemler vermeksizin kafasındaki çözümleri yazıya dökerdi. Feynman’ın zihni görsel, Schwinger’in zihni ise analitikti. Fakat Dyson, Feynman ve Schwinger’in aynı fikirler dizisine iki farklı yakadan baktıklarını anladı. Dyson’un yazdığı gibi: “Metotların biraraya getirilmesi, Schwinger’in matematiksel kesinliğini Feynman’ın pratik esnekliğiyle birleştiren bir kuantum elektrodinamiği teorisine varmayı sağlayacaktı. Sonunda orta yolda buluşan açık seçik bir teori ortaya çıkacaktı.” Dyson, bu sentezi Amerikan Fizik Derneği’nin Ocak 1949 sonlarındaki bir toplantısında sundu. Teori çabucak benimsendi ve Dyson’u şöhrete ulaştırdı. Feynman bunu “Vay doktor, revaçtasın!” yorumuyla karşıladı.

 

Görünüşte birbirine aykırı gibi duran Feynman ve Schwinger teorilerini sıradan fizikçilerce kullanılacak biçimde bir araya getirip bütünleştiren İngiliz fizikçi Freeman Dyson oldu. Schwinger gibi Dyson da yaşıtlarından erken gelişmiş biriydi. Şimdi söz Dyson’ın:

 

“Elizabeth dönemi oyun yazarı Ben Jonson “Bu adamı neredeyse taptım diyecek kadar çok sevdim” diye yazıyordu. “Adam” dediği Jonson’un dostu ve akıl hocası William Shakespeare idi. Jonson ve Shakespeare, ikisi de başarılı oyun yazarıydılar. Jonson çok okumuş ve bilgili biriydi; Shakespeare ise dehaydı; ama dikkatsiz biriydi. Aralarında hiçbir kıskançlık yoktu. Shakespeare dokuz yaş daha büyüktü, daha Jonson yazmaya başlamadan önce Londra sahnelerini başyapıtlarla doldurmuştu bile. Jonson’ın dediğine göre, Shakespeare “dürüsttü ve açık ve özgür bir doğası vardı” ve genç dostuna hem uygulamada yardımcı oldu, hem da onu yüreklendirdi. Shakespearei’nin yaptığı en önemli yardım Johnson’un ilk oyunu “Every Man in His Humour” 1598’de gösterime konduğu zaman başrollerden birini oynamasıydı. Oyun çok büyük bir başarı kazandı ve Johnsan’ın profesyonel yazarlığının başlangıcı oldu. O sıralar Jonson 25, Shakespeare 34 yaşındaydı. 1598’den sonra Jonson şiirler ve oyunlar yazmayı sürdürdü ve oyunlarından birçoğu Shakespeare’in topluluğu tarafından sergilendi. Jonson hak ederek bir şair ve entellektüel olarak ünlendi ve yaşamının sonunda Westminster Manastırına gömülerek onurlandırıldı. Ama eski dostuna borcunu hiçbir zaman unutmamıştı. Shakespeare öldüğü zaman Jonson bir şiir yazdı: “Sevgili Ustam William Shakespeare’in Anısına”. Şiirde şu çok iyi bilinen dizeler bulunur:

O bir çağın değil, tüm zamanlarındı.

“Ve biraz Latincen, daha az Yunancan olsa da

Seni onurlandıracak adları kolayca bulurdum aralarında

Büyük Aeschylus’u, Euripides’i, Sophocles’i… çağırırdım ki

Yeniden yaşama dönsünler de tiradını sergilerken işitsinler seni.”

Doğanın kendisi onun tasarımlarıyla gururlanır

Dizelerinden yapılma fiysileri giymekten haz alırdı.

Ama bütün övgüyü doğaya vermemeliyim

Sanatın, benim kibar Shakespeare’im,

Tatmalı ondan bir parça

Çünkü doğa olsa da şiirin gereci

Ona sanatıdır veren şeklini

Güçlü bir dize yazmaya kalkışan kişi ter dökmeli

Çünkü yalnızca iyi şair doğulmaz, olunur da.”

Jonson ve Shakespeare’in Richard Feyman ile ne ilgisi var? Yalnızca şu: Jonson’ın dediği gibi ben de “Bu adamı neredeyse taptım diyecek kadar çok sevdim” diyebilirim. Yazgı bana Feynman’ın akıl hocam olması gibi inanılmaz bir şans verdi. 1947’de İngiltere’den Cornell Üniversitesi’ne gelen çok okumuş ve bilgili bir öğrenciydim ve gelir gelmez Feynman’ın dalgın dehasıyla büyülendim. Gençliğin verdiği kendini beğenmişlikle, Feynman’ın Shakespeare’ine karşı Jonson’ı oynayabileceğime karar verdim. Shakespeare ile Amerikan topraklarında karşılaşmayı ummamıştım, ama onu gördüğümde tanımakta hiç güçlük çekmedim.

Feynman ile karşılaşmamdan önce zekice oyunlarla dolu hiç önemleri olmayan bir dizi matematik yazısı yayımlamıştım. Feynman ile karşılaştığımda hemen anladım ki bir başka dünyaya girmiştim. Bir sürü yazı yayımlama derdinde değildi; fiziği baştan sona yeniden kurarak doğanın işleyişini anlamak için daha önce başkalarında gördüğüm her çabadan daha büyük bir çaba içindeydi. Sekiz yıllık çabasının sonuna doğru onunla tanışabildiğim için şanslıydım. Yedi yıl önce John Wheeler’ın bir öğrencisiyken kafasında tasarlamış olduğu yeni fizik sonunda doğaya ilişkin tutarlı bir görüşle bütünleşiyordu- bu görüşe Feynman “uzay-zaman yaklaşımı” diyordu. 1947’da henüz tamamlanmış değildi, gevşek sonuçlar ve tutarsızlıklarla doluydu, ama hemen anladım ki doğru çıkacaktı. Feynman’ın konuşmasını dinlemek, onun düşüncelerinin selinde yüzmeyi öğrenmek için her fırsatı kolluyordum. Konuşmayı seviyordu ve beni bir dinleyicisi olarak hoş karşıladı. Böylece yaşam boyu sürecek dostluğumuz başladı.

Bir yıl kadar Feynman’ı doğayı resimler ve diyagramlarla betimleme yolunu eksizleştirirken seyrettim, ta ki gevşek sonuçları sıkılaştırıp tutarsızlıkları kaldırmasına dek. Sonra sayıları hesaplamaya başladı,kendi diyagramlarını klavuz olarak kullanıyordu. Deneyle doğrudan doğruya karşılaştırılabilecek fiziksel nicelikleri şaşırtıcı bir hızla hesaplayabiliyordu. Deneyler bulduğu sayılarla uyumluydu 1948 yazında Jonson’un sözlerinin gerçekleştiğini gördük: “ Doğanın kendisi onun tasarımlarıyla gururlanır ve onun dizelerinden yapılma giysileri giymekten haz alırdı.”

 

Aynı yıl boyunca zamanımı Feynman ile geçirirken, aynı zamanda fizikçiler Schwinger ve Tomonaga’nın çalışmasını da inceliyordum; geleneksel yolları izleyip onlar da benzer sonuçlara varıyorlardı. Schwinger ve Tomonaga Feynman’ın doğrudan doğruya kendi diyagramlarından çıkarabildiği aynı nicelikleri hesaplamak için daha yorucu ve karmaşık yöntemler kullanarak, Feynman’dan bağımsız olarak sonuca varmışlardı. Schwinger ve Tomonaga fiziği yeni baştan kurmadılar. Onu buldukları gibi aldılar ve yalnızca fizikten sayılar elde etmenin yeni matematiksel yöntemlerini getirdiler. Hesapların sonuçlarının Feynman’ınkilerle uyumlu olduğu açığa çıktığı zaman anladım ki bana üç kuramı bir araya getirmek için eşsiz bir fırsat verilmiş oluyordu. Kuramların niçin değişik göründüklerini ama temel olarak aynı olduklarını açıklayan “Tomonaga, Schwinger ve Feynman’ın Işıma Kuramları” başlıklı bir yazı yazdım. Yazım 1949’da Physical Review’de yayımlandı ve “Every Man in His Humour”ın Jonson’ın profesyonel meslek yaşamını kesin olarak başlatması gibi bu yazı da benimkini başlattı. O tarihte 25 yaşındaydım-Jonson gibi. Feynman 31’indeydi-Shakespeare’ın 1598’de olduğundan üç yaş daha genç. Üç kahramanıma eşit saygıyla davranmaya özen gösteriyordum; ama gerçekte biliyordum ki Feynman üçü içinde en büyüğüydü ve yazımın asıl amacı onun devrimci düşüncelerini dünyanın her yanındaki fizikçiler için kabul edilebilir kılmaktı. Feynman beni düşüncelerini yayımlamam için etkin biçimde yüreklendirdi ve kendisinin yapacağı işi elinden almamdan hiç yakınmadı. Oyunumda baş rol oynadı.

 

İngiltere’den Amerika’ya getirdiğim hazinenin bir parçası J. Dover Wilson tarafından yazılan, Jonson’dan burada yinelediğim alıntıların çoğunu içeren kısa bir Shakespeare yaşam öyküsü olan “ The Essential Shakespeare” idi. Wilson’ın kitabı ne bir roman, ne de bir tarih yapıtıdır;ama ikisi arası bir şeydir. Jonson ve başkalarının ilk elden tanıklıklarına dayanır; ma Wilson Shakespeare’e ilgiyi canlandırmak amacıyla, yetersiz olan tarihsel belgelerin yanısıra kendi düş gücünü de kullanmıştır. Özel olarak, Shakespeare’in Jonson oyununda oynadığı yolundaki en erken kanıt 1709 tarihli bir belgeden gelir, olaydan yüz yıldan daha uzun bir süre sonrasında. Shakespeare’in bir yazar olduğu kadar bir oyuncu olarak da ünlü olduğunu biliyoruz ve Wilson’ın anlattığı biçimiyle geleneksel öyküden kuşku duymak için bir neden görmüyorum.

 

Ne şanslıyız ki Feynman’ın yaşamı ve düşüncelerinin kanıtını sağlayan belgeler o denli az değildir. Elinizdeki kitap böyle belgelerin bir derlemesidir, bize Feynman’ın derslerinde kaydedilen kendi sesini duyurur ve tek tük olan yazılarını sunar. Bu belgeler rahat anlatımlar içerir, bilimsel meslektaşlarından çok genel izleyicilere yöneliktirler. Bunlarda Feynman’I olduğu gibi görürüz; her zaman düşüncelerle oynar; ama sorun gördüğü konular hakkında her zaman ciddidir. Bu konular, dürüstlük, bağımsızlık ve bilgisizliği kabul etmeye gönüllü olmaktı. Kurulu düzenden tiksinir ve yaşamın her yanında insanların dostluğundan haz duyardı. Shakespeare gibi o da komediye yetenekli bir oyuncuydu.

 

Bilime olan büyük tutkusunun yanısıra, ayrıca Feynman’ın şakalara ve bildik insansal hazlara güçlü bir itkisi vardı. Onunla tanıştıktan bir hafta sonra, İngiltere’deki aileme onu “yarı dahi, yarı soytarı” olarak tanımlayan bir mektup yazdım. Doğanın yasalarını anlama yönündeki kahramanca çabaları arasında dostlarıyla dinlenmeyi, bongosunu çalmayı, herkesi oyunlar ve öykülerle eğlendirmeyi severdi. Bunda da Shakespeare’i andırırdı. Wilson’ın kitabından Jonson’ın tanıklığını aktarıyorum:

“Kendini yazmaya verdiğinde, gecesini gündüzüne katardı; durup dinlenmeksizin çalışır, güçsüz düşene dek dinlenmeyi aklından bile geçirmezdi: çalışmasına ara verdiğinde ise kendini yeniden her tür eğlenceye ve başıboşluğa bırakırdı, o kadar ki onu kitabına döndürmeye çalışmak neredeyse umutsuz bir çaba olurdu: ama bir kez eline alınca, çok sıkı çalışmaya ve ağırbaşlılığa kolayca geçerdi.”

Bu hem Shakespeare’di hem de benim tanıdığım ve taparcasına sevdiğim Feynman’dı.”   (Freeman J. Dyson, Feynman’ın Keşfetme Hazzı’na , Önsöz s:7-12)

 

Günümüz bilim adamları, bilimcileri birer sanatkâr olarak nitelemektedir. Örneğin Dünyayı Değiştiren Beş Denklem (1995) kitabının yazarı Michael Guillen, kitabında anlattığı bilim adamları için, onlar  “sadece birer entelektüel kâşif değildir. Onlar aynı zamanda, matematik dilinin geniş ölçüde sözcük dağarcığını ve karmaşık gramer yapısını kullanmada ustalaşmış olağanüstü birer sanatçıdır. Onlar, nicel dünyanın Whitmanları, Shakespeareleri ve Shelleyleridir. Bıraktıkları miras ise ilhamını insanoğlunun hayal gücünden alan en büyük şiirlerden beşidir.” demektedir. Yaratıcılık, hayal gücü yeteneği anlamında bilim adamları ile sanatkarlar birbirine benzer; ama  bilimsel yaratıcılık sanattakine göre daha kollektif bir ürün ortaya koymakta ve ayrıca uygulanabilirliğe (yani teknolojik gelişmeye) açık bulunmaktadır. Pablo Picasso, dünyaya gelmeseydi, Guernica dünyaya gelmezdi; Einstein, dünyaya gelmeseydi, onun teorileri belki elli yıl sonra ama er geç keşfedilecekti. Bu konuda sitemizde Şairler İçin Kuantum Teorisi   makalesini okumanızı öneririm.

Bilim adamlarının araştırma yaparken düşünme yöntemleri oldukça farklılık göstermektedir. Feynman, bir babanın zeki çocuğu için istediği önerilere karşı verdiği yanıtta şöyle diyordu (1986):

 “Bilim adamları, birbirinden çok farklı yöntemler izlemiştir. Benim seçtiğim yol aslında şu anda oğlunuzun da izlediği yoldur: En çok ilgini çeken alanda, en iyisini yapmak için elinden geldiğince çok çalışmak. Diğer derslerin notlarını eğer mümkünse sıfırdan yüksek tutmaya gayret etmek. Ne  olmak istediğine fazla kafayı takmadan, ne yapmak istediğinde odaklanmak. Aslında kendisi şu anda bunu bildiği için şanlısınız.”

6. Feynman Öyküleri:“Anılar ve Görüşler”

 

Kaynakça:

1. Cropper, William H. ; Büyük Fizikçiler (2001), Çeviren: Nurettin Elhüseyni, Oğlak Yayınları 2004

2. Feynman, Richard P.; Fizik Yasaları Üzerine (1964), Çeviren: Nermin  Arık,TÜBİTAK Yayınları 1995

3. Feynman, Richard P.; Altı Kolay Parça (1963), Çeviren: Tolga Birkandan- Celal Kapkın, Evrim Yayınları 2002

4. Feynman, Richard P.; Keşfetme Hazzı, Çeviren: Nur Küçük-Yasemin Çevik, Evrim Yayınları 2002

5. Feynman, Richard P.; Kuantum Elektrodinamiği (1985), Çeviren: Ömür Akyüz, Nar Yayınları 1993

6. Feynman,Richard P.; Eminim Şaka Yapıyorsunuz Bay Feynman (1985), Çev: Osman Çeviktay, Evrim Yay 2000

7. Feynman, Richard P.; Her Şeyin Anlamı (1963, J. Danz Konferansı), Çev: Osman Çeviktay, Evrim Yay 1999

8. Feynman, Michelle; Mektuplarıyla Feynman, Çevirenler: Ender Nail ve Bilge Eser, Güncel Yayıncılık 2006

9. Ford, Kenneth W.; Herkes İçin Kuantum Fiziği, Çeviren: Neslihan Sabuncu, Güncel Yayıncılık 2005

10. Greene, Brian; Evrenin Dokusu (2005), Çeviren: Murat Alev, TÜBİTAK Yayınları 2010

11.Guillen, Michael; Dünyayı Değiştiren Beş Denklem, Çeviren: Gürsel Tanrıöver,TÜBİTAK Yayınları 2001

12.Hawking, Stephen; Ceviz Kabuğundaki Evren (2001), Çeviren: Kemal Çömlekçi, Alfa Yayınları 2010

13. www.feynmanonline.com

Hazırlayan: Ramazan Karakale (atominsan.net)RK

Diğer Makaleler

Facebook

ZİYARETÇİ SAYACI

BugünBugün128
DünDün436
Bu HaftaBu Hafta1219
Bu AyBu Ay5929
ToplamToplam362011